Ebu Cehil’in Allah Anlayışı ve Günümüz İnkârcıları
Giriş
İnkâr, her çağda aynı kalıba dökülmüş bir tutum değildir. Allah’a karşı duruş, kimi zaman açık reddiye, kimi zaman ise kabul ile mesafe koyma şeklinde kendini göstermiştir. Bu fark dikkate alınmadığında hem İslam’ın ilk muhatapları eksik okunur hem de günümüzde yaygın olan inkâr tavırları doğru yere oturtulamaz. Bu yazıda, Ebu Cehil’in Allah anlayışı ile günümüz inkârcı duruşları ele alınacak; inkârın dereceleri üzerinde durulacaktır.
Ebu Cehil’in Allah Anlayışı
Ebu Cehil, Allah’ın varlığını reddeden biri değildi. Mekke halkının genelinde olduğu gibi o da gökleri ve yeri yaratan bir Rabbin bulunduğunu kabul ediyordu. Kur’an, müşriklerin dara düştüklerinde Allah’a yöneldiklerini açıkça haber verir.¹
Ebu Cehil’in itirazı, Allah’ın varlığına değil; Allah’ın hayata hükmetmesine idi. Allah’ın yalnızca yaratan değil, aynı zamanda emreden, ölçü koyan ve insanı yaptıklarından sorumlu tutan bir Rab olarak kabul edilmesi, onun için kabul edilemezdi. Çünkü bu anlayış;
– servetin sınırsız kullanımını engelliyor,
– güçlünün keyfî davranışını dizginliyor,
– insanı hesap bilinciyle yüz yüze bırakıyordu.²
Bu sebeple Ebu Cehil, Allah’ı kabul ediyor; fakat O’nun hayata yön vermesini reddediyordu. Bu tavır, Allah’ı gökte bırakıp yeryüzünden uzak tutma anlayışıdır.
Mekke İleri Gelenlerinin Karşı Duruşu
Mekke ileri gelenlerinin karşı duruşu bilgisizlikten doğmamıştı. Aksine, davetin neyi hedeflediğini çok iyi kavramışlardı. Bu çağrı, alışılmış üstünlükleri sarsıyor, soy ve servet temelli ayrıcalıkları geçersiz kılıyordu.³
Bu nedenle ortaya konan tutum, bilmeden yapılan bir red değil; bilerek ve isteyerek seçilmiş bir karşı duruştu. Ebu Cehil, bu duruşun en belirgin temsilcisi hâline gelmiştir.
Deist Tavrın Mahiyeti: Kabul Var, Bağ Yok
Deist tavır, Allah’ın varlığını kabul ettiği hâlde O’nun hayata yön vermesini istemeyen bir anlayışı ifade eder. Bu tavırda Allah vardır; fakat buyruğu yoktur. Yaratma kabul edilir, emretme ise dışarıda bırakılır.
Bu anlayış, ilk bakışta inançlı bir duruş gibi görünse de hayat alanında ölçüsüzlüğe kapı aralar. Çünkü Allah, insan davranışlarını bağlayan bir Rab olmaktan çıkarılır; yalnızca varlığı bilinen bir güç hâline getirilir.⁴
Bu yönüyle deist duruş, Ebu Cehil’in Allah anlayışıyla büyük benzerlik taşır. Aradaki fark, yalnızca kullanılan dil ve çağ farkıdır. Dün Mekke’de açıkça söylenen itiraz, bugün daha yumuşak ifadelerle dile getirilmektedir.
Ateist Tavrın Dayandığı Zemin
Ateist tavır ise Allah’ın varlığını tümden reddetme iddiası taşır. Ancak günümüzde bu reddin büyük bir kısmı, derin bir düşünce sürecinin ürünü değildir. Çoğu zaman bu tavır;
– inanç adına yapılan yanlış temsiller,
– kaba ve itici söylemler,
– hazır itiraz kalıpları
üzerinden şekillenmektedir.⁵
Birçok ateist, Allah fikriyle ciddi bir yüzleşme yaşamadan reddi tercih etmektedir. Varlık, amaç ve hesap meseleleri üzerinde durulmadan yapılan bu reddiye, düşünce bakımından yüzeyde kalmaktadır.
Bu noktada şu ayrım önemlidir:
Ebu Cehil, Allah’ı tanıyıp reddetmiştir.
Birçok ateist ise henüz tanıma eşiğine ulaşmadan reddetmektedir.
Bu tespit bir küçümseme değil; idrak basamakları arasındaki farkın ifadesidir.
İnkârın İki Ayrı Yolu
İnkâr iki farklı yoldan ortaya çıkar. Birincisi, hakikati tanımadan uzak durmaktır. Bu yol, soru sormaktan kaçınan ve düşünce yükünü taşımak istemeyen bir tavrı yansıtır.
İkinci yol ise hakikati tanıdığı hâlde onun gereğini yerine getirmekten kaçınmaktır. Bu yol daha bilinçlidir; fakat taşıdığı mesuliyet daha ağırdır.⁶
Ebu Cehil bu ikinci yolda durmaktadır. Bu yönüyle o, inkârın daha ileri fakat bedeli daha ağır olan bir örneğidir.
Günümüze Yansıyan Tavır
Bugün de Allah’ı kabul edip O’nun hayata karışmasını istemeyen bir anlayış yaygındır. “Allah’a inanırım ama…” diye başlayan sözler, inancı iç dünyaya hapsedip hayatı ölçüsüz bırakma arzusunu yansıtır. Bu tavır, isim değiştirerek varlığını sürdürmektedir.
Son Söz
Tarih boyunca asıl çekişme, Allah’ın var olup olmadığı meselesi etrafında değil; O’nun hayata söz söyleyip söylemeyeceği etrafında yaşanmıştır. Kimi bu sözü tanıdığı hâlde reddetmiş, kimi ise henüz bu sözle yüzleşecek seviyeye ulaşamamıştır. Ebu Cehil’in Allah anlayışı ile günümüz inkârcıları arasındaki fark, tam da bu noktada belirgin hale gelmektedir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
03.01.2026 – Üsküdar
Dipnotlar:
1. Kur’an-ı Kerim, Ankebût 29/61; Lokman 31/25.
2. Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, ilgili ayet açıklamaları.
3. İbn Hişam, Sîretü’n-Nebî, Kahire, ts.
4. Mehmet Aydın, Din ve İnanç Üzerine, İstanbul, 1992.
5. Etienne Gilson, Tanrı ve Felsefe, çev. Mehmet Aydın, İstanbul, 1984.
6. Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, iman ve inkâr bahisleri.
ترجمة من التركية إلى العربية: 👇
تصوّر أبي جهل عن الله والمنكرون في عصرنا
المقدّمة
الإنكار لم يكن في أيّ عصر موقفًا واحدًا ذا صورة ثابتة. فموقف الإنسان من الله اتّخذ عبر التاريخ أشكالًا مختلفة؛ فتارةً ظهر في صورة الرفض الصريح، وتارةً في صورة الإقرار مع إقصاء الله عن شؤون الحياة. وإذا لم يُلتفت إلى هذا الفرق، أسيء فهم أوائل المخاطَبين بالإسلام، كما يُساء تقدير صور الإنكار المنتشرة في زماننا. يتناول هذا البحث تصوّر أبي جهل عن الله، ويقارن بينه وبين مواقف المنكرين في العصر الحديث، مع بيان مراتب الإنكار.
تصوّر أبي جهل عن الله
لم يكن أبو جهل منكرًا لوجود الله. بل كان، كغيره من أهل مكة، يقرّ بوجود ربّ خالق للسماوات والأرض. ويصرّح القرآن بأن المشركين كانوا يلجؤون إلى الله عند الشدائد.¹
إنما كان اعتراض أبي جهل موجّهًا إلى تدخّل الله في شؤون الحياة، لا إلى وجوده. فلم يكن يقبل أن يكون الله خالقًا فحسب، بل آمرًا، واضعًا للميزان، محاسبًا للناس على أعمالهم. وهذا التصوّر كان مرفوضًا عنده، لأنّه:
– يقيّد التصرّف المطلق في المال،
– يكبح جماح القوّة المتفلّتة،
– يضع الإنسان أمام مسؤولية الحساب.²
ولهذا أقرّ أبو جهل بوجود الله، لكنه رفض أن يكون له حكم نافذ في حياة الناس، فجعل الله في السماء وأقصاه عن الأرض.
موقف سادة مكة
لم يكن موقف سادة مكة نابعًا من الجهل، بل من الفهم الواعي لمضمون الدعوة. فقد أدركوا أنّ هذه الدعوة تهدم الامتيازات الموروثة، وتبطل التفاضل القائم على النسب والمال.³
ومن هنا لم يكن الرفض ناتجًا عن عدم إدراك، بل كان اختيارًا واعيًا ومقصودًا. وكان أبو جهل أبرز ممثّلي هذا الموقف.
ماهية الموقف الديستي: إقرار بلا التزام
الموقف الديستي يقوم على الإقرار بوجود الله مع رفض أن يكون له توجيه للحياة. فالله موجود، لكن أمره غير ملزم. يُقبل الخلق، ويُقصى الأمر.
وقد يبدو هذا الموقف في ظاهره إيمانًا، لكنه يفتح الباب أمام حياة بلا ميزان، إذ يتحوّل الله إلى قوّة معترف بها ذهنيًا، لا إلى ربّ يُحتكم إليه في السلوك والتصرّف.⁴
ومن هذه الجهة يقترب الموقف الديستي كثيرًا من تصوّر أبي جهل عن الله. والفرق بينهما ليس في الجوهر، بل في اللغة والأسلوب. فما كان يُقال صراحة في مكة، يُعبَّر عنه اليوم بعبارات أكثر ليونة.
الأساس الذي يقوم عليه الموقف الإلحادي
أمّا الموقف الإلحادي فيقوم على إنكار وجود الله من الأصل. غير أنّ كثيرًا من صور هذا الإنكار في عصرنا لا تنبع من مسار فكري عميق، بل تتشكّل غالبًا نتيجة:
– تمثيلات خاطئة للدين،
– خطابات قاسية منفّرة،
– اعتراضات جاهزة متداولة.⁵
ولهذا فإن عددًا غير قليل من الملحدين لم يخوض مواجهة حقيقية مع فكرة الله، ولم يتأمّل بجدّية في قضايا الوجود والغاية والحساب. ومن هنا يبقى هذا الإنكار في مستوى سطحي من النظر.
وهنا تظهر المفارقة:
أبو جهل عرف ما يرفضه.
أما كثير من الملحدين فلم يبلغوا بعد مستوى هذا الإدراك.
وهذا توصيف لمواقع فكرية، لا انتقاص من الأشخاص.
طريقان للإنكار
للإنكار طريقان:
الأول: الابتعاد عن الحق دون معرفته، وهو طريق يتهرّب من السؤال ويتخفّف من عبء التفكير.
الثاني: معرفة الحق ثم الإعراض عنه. وهذا الطريق أكثر وعيًا، لكنه أشدّ تبعة ومسؤولية.⁶
وكان أبو جهل من أهل الطريق الثاني، ولهذا كان إنكاره أعمق أثرًا وأشدّ وزرًا.
انعكاس الموقف في واقعنا
في واقعنا المعاصر يتكرّر الموقف نفسه بأشكال مختلفة. فعبارات من قبيل: «أنا أؤمن بالله، ولكن…» تعبّر عن إقرار نظري مع عزل الله عن توجيه الحياة. وهو موقف يغيّر اسمه ويبقى مضمونه.
الخاتمة
لم يكن الصراع عبر التاريخ حول وجود الله، بل حول حقّه في أن يكون له قول نافذ في حياة الإنسان. فقوم عرفوا هذا الحق ثم رفضوه، وآخرون لم يبلغوا بعد مرحلة المواجهة معه. ومن هنا يتّضح الفارق بين تصوّر أبي جهل عن الله ومواقف المنكرين في عصرنا.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
03.01.2026 – أوسكودار
الحواشي:
1. القرآن الكريم: العنكبوت 29/61؛ لقمان 31/25.
2. فخر الدين الرازي، مفاتيح الغيب، مواضع تفسير الآيات ذات الصلة.
3. ابن هشام، سيرة النبي، القاهرة، دون تاريخ.
4. محمد آيدن، الدين والإيمان، إسطنبول، 1992.
5. إتيان جيلسون، الله والفلسفة، ترجمة محمد آيدن، إسطنبول، 1984.
6. الغزالي، إحياء علوم الدين، مباحث الإيمان والكفر.